007
21.04.2007, 03:09:59
23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’ nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.
Atatürk, 23 Nisan 1924'te ' 23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’ da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.
Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ ı çocuklara armağan etmiştir.
Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun...
[<a href="register.php"><font color=red>Lütfen üye olun</font></a>] ([<a href="register.php"><font color=red>Lütfen üye olun</font></a>])
1989 yılında, bu memleket için gerçekten savaş vermiş biri olarak; aşağıda geçenler, gerçek hikayemdendir. "Düş Kırıntıları" ndan alıntıdır; Memleket adına, benim kalemimdendir...
Kardeş, sevgi ve saygılarımla...
Güneydoğu
Sert bir rüzgar esmişti yanağıma
Sırtımda onca mühimmata karşın
Ağır gelmişti aslında birde yağmur
Yağmaya başlamıştı kızıl kızıl edepsiz
O gün Mardin sıcaktı aslında
Ekmeklerim vardı sırt çantamda
Sevgilimin ailemin resimleri
Konservelerim yedek çoraplarım vardı
Topraklar ve dağlarda bir tuhaftı aslında o gün
Yanımda Sakaryalı deli Cemal vardı
Çakır gözlü aslan gibi delikanlı
Güler yüzü hiç eksilmeyen komando onbaşı
Güneş batıyordu sessizce yeni bir güne
Dere kenarında yeni temizlenmiştik az önce
Bir tepe arıyorduk üstünde yatacak
Neyse ki sığındık bir dik yere
Meğer köyün mezarlığı imiş
Garip taşlar arasında kaldık
Yaşam mı ölüm müydü mücadele
İşte ilk defa o akşam bunu anladık
Toprak altında yatanlar
Nöbeti bitirmişler
Üstündekiler yaşam savaşı veriyorlardı
Alt alta üst üste derler ya aynen böyle
Aşağıda bir köyün ışıkları gecemize
Desen katıyordu şal motifi gibi
Saatler sabaha bağlanırken
Köpekler havlıyor ışıklar yanıp sönüyor
Köye girip çıkanlar oluyordu
Kadınların kızların tecavüz bağırmaları
Hala kulaklarımda uğulduyor
Altımızda kefenliler ağlıyordu iki taş arasında
Müdahale edememişliğin acısını yaşıyorduk
Çok üşümüş kin tutmuştuk o gece
Sabah uykusuzluğun çizgili gözlerinde
Çayımızı demledik köz ateşimizde
Yumurtamızı kaynattık lanet dünyaya
Pidemiz boğazımıza düğüm olmuştu
Dicle’nin asi akışlarında
Bir özel tim duygusal olarak çökmüştü
Sansarlarda insandı telsiz kodunda
26.01 diye mesaj geldi sonra merkezden
Kaldırdım bütün neferleri ayağa
Gidiyoruz operasyon var dedim
Çok yakında bir koordinat verdiler
Duyum almıştık
Bizim yedi komando arkadaşımızdan
Muhteşem yedili derdik onlara
Köy mezra dolaşan sahte çeteydiler
Başka dil konuşur saç sakal bırakırlardı
Yöre kıyafeti giyer yöre silahları taşırlardı
Bir gün gerçek örgütlüler bile tanımadılar
Ormanda bir araya gelip kuzu çevirmişler
Duyum almıştık ya
Gidiyoruz yarım postal
Arada tilkilere ateş ediyoruz
Tarlalardan üzüm yiyoruz kocaman
Çavuş üzümlerinden
Taze domates menemen hala damağımda
Cehennem vadisinde
Sakaryalı deli Cemal yanımda Nergis i taşıyor
Nergis çöl telsizi kod adı yani
Biz en arkadan giderdik Cemal ile
Timin uzunluğu en az bir kilometre
Pusuya düşersek az can verelim diye
Arayı çok açardık on sekiz adam
Dedim ya delidir bizim Cemal
O gün dedi ki komutanım
Biz dokuz aydır ne mektup alıyoruz
Ne bir haber yakınlardan
Bir tek TRT var televizyon o zamanlar
Her akşam prime time da haberlerde
Analar babalar soyadlarını bulur mu
Akıl yarışması oynuyorlar
Yirmide bir ihtimal var
İddaa yok o zaman sadece
Spor toto loto var
Yani ya iki var bilecek ya da sıfır beraberlik yok
Çarkıfelek dünyanın gözyaşları bunlar
Eğer hala yaşıyorsan sevineceksin
Pusula kuzeyi gösterdiği sürece
Görüyorsan yaşıyorsundur
Ölüye saygımız devam ediyordu
Görev koordinatlarına gittiğimizde
Ben bir ağaca işiyordum
Dudağımda sönmeye yakın bir sigara
İntikam ateşi içimde yanıyordu
Aniden kulağımın yanından
Mermiler geçmeye başlayınca
Uçkurumu toplamadan attım kendimi yere
Deli Cemalin haykırışlarını hala duyar gibiyim
Nergis e bağırıyordu
Sansar sıcak temasta yardım diye
Gün batmak üzereydi
Çatışmaya girmiştik gerillalarla
Politik düşünceler kandırmıştı onları
Peki bizim bu kurak yerde ne işimiz vardı
Çivi mi olduk çekiç güce çaktılar
Analarımızı babalarımızı duvarlara asılı
Ankaralı Ahmet attı kendini sonra
Ortaya yılan gibi süzüldü
Sığınağı gördü ve bombayı attı
İçerden kendini atan atana
O güzelim kız bile bıraktı kendini
Yaşamın boynu bükük kaldırımlarına
Her yer toz dumandı
Zehra yerde yatıyordu
Hoş güzel bir kadındı ama kandırılmıştı
Gülü görememişti yavrusu olamamıştı
Saçlarından kan akıyor
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu
Yine kanun işliyor insanlık haykırıyordu
Elimizden hiçbir şey gelmiyordu
Ankaralı Ahmet Manisalı Seyit
Tüfekleri gökyüzüne doğrultuyorlardı
Ceset kokuları etrafı sarmış
Dicle öç alıyordu sanki bağırarak
Merkez dedim sonra
Sansar 26.01 tamam
Operasyon kurşun tamam
O gece sabaha kadar uyumadık hepimiz
Sabah cesetleri aldılar
Sonra bir haber geldi deli Cemal e
Meğer Mardin bölge sorumlusu
…. i vurmuşuz ölü ele geçirmişiz
O yılın özel timi olduk mu Mardin de
Takdir beratı taktılar mı birde
Ödül verdiler mi bir ay erken terhis
Askerlik bilmecesine bulaşmıştık işte
Fakirliğin diz boyu aynasıydı aslında oralar
Çocuklar lastik ayakkabılı
Sümüklü dünyanın lanet yarasına
Haykırıyorlardı özgürlüğün avlusunda
Sonra bir ödül daha verdiler bana
Tabur komutanıymışım gibi
Yüz kırk iki askerin başına
Özel tim eğitimi çıktı falımda
Binbaşı gibi gittim tekmil verdim
Alay komutanıma
Bir yanımda Urfa diğer yanımda Mardin
Çıkılmaz düşlerin karanlığındaydım
O kadar yaşlanmıştım ki
Bende kendimi binbaşı hisseder olmuştum
Yüz kırk iki adamım vardı
Ne desem onu yapıyorlardı
Kadrosuzluk vardı
Nöbetçi subay kolluğunu
Astsubaylar tutuyordu
Çavuşlar astsubay oluyordu
O ölüm konvoyunda
Öl desem nerdeyse öleceklerdi
Çünkü savaşın tamda orta yerinden gelmiştim
Mardin koordinat koordinat ezbere
Önümdeydi dere yatağı dağ tepe
Meraklı bakışlar ölüm korkusu sarmıştı taburu
Bir gece dedim ki
Güney Doğunun kanunudur
Yaşamak için öldüreceksiniz
Başka çıkar yol yoktur
Doğanın döngüsü bu
Bizim insanımızı öldüreceksiniz
Yoksa dedim onlar sizi vuracak
Kokain parasına çalıntı petrole
Her şeyi öğrettim o yüz kırk iki adama
Gönlüm ferahtı şimdi
Ama hala o masum çocukların
Lastik ayakkabılarında saklı
Gözyaşlarım
Sümüklü dünyanın acıları bunlar
Yaşıyorsam soluyorsam
Beni vurun
Sinsi bakışlar yerine göğsüm hala
Mermilere hasrettir vurun beni
Kara benizli akşamların
Kör kütük aynasında
Sakaryalı deli Cemalin
Mavi çakmak gözyaşlarında
Ankaralı Ahmet in bağırışlarında
Vurun beni
Burası Muştur yolu yokuştur diyen
Onbaşı Muşlu Recep adına
Hitabemdir vurun beni
Atam sen rahat uyu bu memleket
Senin dediğin gibi gençliğin hitabesini
Ezbere bilir yüreklerinde damarlarında
Anam babam şimdi
Artık haberlere bakmıyorlar
Sakaryalı deli Cemal mi
O senin yanında atam...
Atatürk, 23 Nisan 1924'te ' 23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’ da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.
Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ ı çocuklara armağan etmiştir.
Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun...
[<a href="register.php"><font color=red>Lütfen üye olun</font></a>] ([<a href="register.php"><font color=red>Lütfen üye olun</font></a>])
1989 yılında, bu memleket için gerçekten savaş vermiş biri olarak; aşağıda geçenler, gerçek hikayemdendir. "Düş Kırıntıları" ndan alıntıdır; Memleket adına, benim kalemimdendir...
Kardeş, sevgi ve saygılarımla...
Güneydoğu
Sert bir rüzgar esmişti yanağıma
Sırtımda onca mühimmata karşın
Ağır gelmişti aslında birde yağmur
Yağmaya başlamıştı kızıl kızıl edepsiz
O gün Mardin sıcaktı aslında
Ekmeklerim vardı sırt çantamda
Sevgilimin ailemin resimleri
Konservelerim yedek çoraplarım vardı
Topraklar ve dağlarda bir tuhaftı aslında o gün
Yanımda Sakaryalı deli Cemal vardı
Çakır gözlü aslan gibi delikanlı
Güler yüzü hiç eksilmeyen komando onbaşı
Güneş batıyordu sessizce yeni bir güne
Dere kenarında yeni temizlenmiştik az önce
Bir tepe arıyorduk üstünde yatacak
Neyse ki sığındık bir dik yere
Meğer köyün mezarlığı imiş
Garip taşlar arasında kaldık
Yaşam mı ölüm müydü mücadele
İşte ilk defa o akşam bunu anladık
Toprak altında yatanlar
Nöbeti bitirmişler
Üstündekiler yaşam savaşı veriyorlardı
Alt alta üst üste derler ya aynen böyle
Aşağıda bir köyün ışıkları gecemize
Desen katıyordu şal motifi gibi
Saatler sabaha bağlanırken
Köpekler havlıyor ışıklar yanıp sönüyor
Köye girip çıkanlar oluyordu
Kadınların kızların tecavüz bağırmaları
Hala kulaklarımda uğulduyor
Altımızda kefenliler ağlıyordu iki taş arasında
Müdahale edememişliğin acısını yaşıyorduk
Çok üşümüş kin tutmuştuk o gece
Sabah uykusuzluğun çizgili gözlerinde
Çayımızı demledik köz ateşimizde
Yumurtamızı kaynattık lanet dünyaya
Pidemiz boğazımıza düğüm olmuştu
Dicle’nin asi akışlarında
Bir özel tim duygusal olarak çökmüştü
Sansarlarda insandı telsiz kodunda
26.01 diye mesaj geldi sonra merkezden
Kaldırdım bütün neferleri ayağa
Gidiyoruz operasyon var dedim
Çok yakında bir koordinat verdiler
Duyum almıştık
Bizim yedi komando arkadaşımızdan
Muhteşem yedili derdik onlara
Köy mezra dolaşan sahte çeteydiler
Başka dil konuşur saç sakal bırakırlardı
Yöre kıyafeti giyer yöre silahları taşırlardı
Bir gün gerçek örgütlüler bile tanımadılar
Ormanda bir araya gelip kuzu çevirmişler
Duyum almıştık ya
Gidiyoruz yarım postal
Arada tilkilere ateş ediyoruz
Tarlalardan üzüm yiyoruz kocaman
Çavuş üzümlerinden
Taze domates menemen hala damağımda
Cehennem vadisinde
Sakaryalı deli Cemal yanımda Nergis i taşıyor
Nergis çöl telsizi kod adı yani
Biz en arkadan giderdik Cemal ile
Timin uzunluğu en az bir kilometre
Pusuya düşersek az can verelim diye
Arayı çok açardık on sekiz adam
Dedim ya delidir bizim Cemal
O gün dedi ki komutanım
Biz dokuz aydır ne mektup alıyoruz
Ne bir haber yakınlardan
Bir tek TRT var televizyon o zamanlar
Her akşam prime time da haberlerde
Analar babalar soyadlarını bulur mu
Akıl yarışması oynuyorlar
Yirmide bir ihtimal var
İddaa yok o zaman sadece
Spor toto loto var
Yani ya iki var bilecek ya da sıfır beraberlik yok
Çarkıfelek dünyanın gözyaşları bunlar
Eğer hala yaşıyorsan sevineceksin
Pusula kuzeyi gösterdiği sürece
Görüyorsan yaşıyorsundur
Ölüye saygımız devam ediyordu
Görev koordinatlarına gittiğimizde
Ben bir ağaca işiyordum
Dudağımda sönmeye yakın bir sigara
İntikam ateşi içimde yanıyordu
Aniden kulağımın yanından
Mermiler geçmeye başlayınca
Uçkurumu toplamadan attım kendimi yere
Deli Cemalin haykırışlarını hala duyar gibiyim
Nergis e bağırıyordu
Sansar sıcak temasta yardım diye
Gün batmak üzereydi
Çatışmaya girmiştik gerillalarla
Politik düşünceler kandırmıştı onları
Peki bizim bu kurak yerde ne işimiz vardı
Çivi mi olduk çekiç güce çaktılar
Analarımızı babalarımızı duvarlara asılı
Ankaralı Ahmet attı kendini sonra
Ortaya yılan gibi süzüldü
Sığınağı gördü ve bombayı attı
İçerden kendini atan atana
O güzelim kız bile bıraktı kendini
Yaşamın boynu bükük kaldırımlarına
Her yer toz dumandı
Zehra yerde yatıyordu
Hoş güzel bir kadındı ama kandırılmıştı
Gülü görememişti yavrusu olamamıştı
Saçlarından kan akıyor
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu
Yine kanun işliyor insanlık haykırıyordu
Elimizden hiçbir şey gelmiyordu
Ankaralı Ahmet Manisalı Seyit
Tüfekleri gökyüzüne doğrultuyorlardı
Ceset kokuları etrafı sarmış
Dicle öç alıyordu sanki bağırarak
Merkez dedim sonra
Sansar 26.01 tamam
Operasyon kurşun tamam
O gece sabaha kadar uyumadık hepimiz
Sabah cesetleri aldılar
Sonra bir haber geldi deli Cemal e
Meğer Mardin bölge sorumlusu
…. i vurmuşuz ölü ele geçirmişiz
O yılın özel timi olduk mu Mardin de
Takdir beratı taktılar mı birde
Ödül verdiler mi bir ay erken terhis
Askerlik bilmecesine bulaşmıştık işte
Fakirliğin diz boyu aynasıydı aslında oralar
Çocuklar lastik ayakkabılı
Sümüklü dünyanın lanet yarasına
Haykırıyorlardı özgürlüğün avlusunda
Sonra bir ödül daha verdiler bana
Tabur komutanıymışım gibi
Yüz kırk iki askerin başına
Özel tim eğitimi çıktı falımda
Binbaşı gibi gittim tekmil verdim
Alay komutanıma
Bir yanımda Urfa diğer yanımda Mardin
Çıkılmaz düşlerin karanlığındaydım
O kadar yaşlanmıştım ki
Bende kendimi binbaşı hisseder olmuştum
Yüz kırk iki adamım vardı
Ne desem onu yapıyorlardı
Kadrosuzluk vardı
Nöbetçi subay kolluğunu
Astsubaylar tutuyordu
Çavuşlar astsubay oluyordu
O ölüm konvoyunda
Öl desem nerdeyse öleceklerdi
Çünkü savaşın tamda orta yerinden gelmiştim
Mardin koordinat koordinat ezbere
Önümdeydi dere yatağı dağ tepe
Meraklı bakışlar ölüm korkusu sarmıştı taburu
Bir gece dedim ki
Güney Doğunun kanunudur
Yaşamak için öldüreceksiniz
Başka çıkar yol yoktur
Doğanın döngüsü bu
Bizim insanımızı öldüreceksiniz
Yoksa dedim onlar sizi vuracak
Kokain parasına çalıntı petrole
Her şeyi öğrettim o yüz kırk iki adama
Gönlüm ferahtı şimdi
Ama hala o masum çocukların
Lastik ayakkabılarında saklı
Gözyaşlarım
Sümüklü dünyanın acıları bunlar
Yaşıyorsam soluyorsam
Beni vurun
Sinsi bakışlar yerine göğsüm hala
Mermilere hasrettir vurun beni
Kara benizli akşamların
Kör kütük aynasında
Sakaryalı deli Cemalin
Mavi çakmak gözyaşlarında
Ankaralı Ahmet in bağırışlarında
Vurun beni
Burası Muştur yolu yokuştur diyen
Onbaşı Muşlu Recep adına
Hitabemdir vurun beni
Atam sen rahat uyu bu memleket
Senin dediğin gibi gençliğin hitabesini
Ezbere bilir yüreklerinde damarlarında
Anam babam şimdi
Artık haberlere bakmıyorlar
Sakaryalı deli Cemal mi
O senin yanında atam...