uzay
29.06.2007, 17:12:25
Geçtiğimiz günlerde bir motorsiklek kazasında hayatını kaybeden Hasan Türkan'ın ardından gazeteci kuzeni Rıdvan Memi yazdı..
Dayımın oğluydu, Adıyaman’ın bir dağ köyünde doğmuştu, Nemrut Dağı’nın tam karşısında… Zirveleri seyrederek büyüdüğünden mi bilmem, engellere pek rahat kafa tutarak yaşadı, belki etrafındakiler çok fark etmese de müthiş bir öykünün kahramanı oldu. Ah, di’li geçmiş zaman öznesi şimdi Hasan Türkan! Kuzenim, meslektaşım, 31 yaşında sonsuzluğun kapısından geçip gitti…
***
Çocuktuk, yazları biz İstanbul’dan kalkar giderdik o köye birkaç haftalığına, yokluk-yoksunluk ne anlar dönerdik. Elektrik yok, su yok, yol yok, kanalizasyon yok, gerisini varın siz düşünün! Hasan o 40-50 haneli köyde doğdu, ilkokulu orada okudu, o köyde aldı ilk eğitimini. Bizim yaz eğlencesi diye gördüğümüz çobanlık, O’nun okul sonrası işiydi! Aile, sonraları Malatya’ya göç edince nispeten daha iyi koşullara kavuştu Hasan, liseyi Malatya’da bitirdi. Ama o köyde de kalsalardı yine engel tanımazdı sanırım.Dağları seyrederek büyüdüğünden mi bilmem…
***
Bir maratonsa hayat her anlamda, herkes bu koşuya start çizgisinden başlamıyor! Kimileri kilometrelerce ileriden, kimileri kilometrelerce geriden…Seçebildiğin bir şey değil bu, doğarken kucağında bulduğun bir durum! Hasan, çok, ama çok geriden başlayanlardandı.Tam da bu yüzden işte O’nun müthiş bir başarı öyküsünün kahramanı oluşu. Yokluk-yoksunluk ile dolu bir köyde büyüyüp, çevresinden özgüvenle ileri atılıp İletişim Fakültesi’nden mezun olmak, mezun olduktan sonra kendinden çok daha geniş imkanlar içinde yetişmiş insanlar meslekte bir biçimde tutunamazken direnmek, daha mesleğin ilk yıllarında inanılmaz fotoğraflarla, özel haberlerle ulusal basında adından söz ettirir olmak başka nasıl isimlendirilebilir ki!
***
Birkaç ay önce şair Sezai Karakoç'un Kültür Bakanlığı'nca verilen “Büyük Ödül” için töreni reddetmesine ilişkin haberi Hasan’ın, hemen hemen tüm gazetelerde yer aldı yine. Haberin “iyi”liği bir yana Hasan yine yapmıştı yapacağını, sonradan fark edildi ki haberde akrostiş vardı! Türkçe’nin yetkinliği ile ulaşamadığı bir coğrafyada doğan Hasan, Türkçe’nin en büyük şairlerinden birine ilişkin akrostişli haberi ile konuşulur oldu bu kez! O, hayatın önüne koyduğu engelleri aşarken içinde her daim taşıdığı nahifliği hiç yitirmedi ve yeri geldiğinde bir haberi yazarken bile sergiledi zarif duruşunu.
***
Otomobilleri sevmedi, motosikletleri sevdi. Hız için değil yaşattığı özgürlük hissi için sevdi. Hızın hazzını yollarda değil hayat yolculuğunda yaşıyordu zaten. Öyle korumalı binerdi ki motosikletine, takılırdım, “Ya hu kazaya gerek yok sen bunların içinde fenalaşacaksın” , gülerdi… Mübalağa değil; yüzünün asık olduğu hiç görülmezdi ki zaten, bilirim, içinde değirmenlerin döndüğü zamanlar oldu, dudaklarında tebessüm eksik olmadı, belki de bundandır onca engeli coşkun bir nehir gibi pek bi rahat aşması...
***
İlk kez bir engeli aşamadı Hasan maddenin dünyasında ve aşamadığı o noktada da özgürlüğün hazzı ile sonsuzluğun kapısından geçip gitti! 31 yaşındaydı, dağların zirvelerini seyrederek büyüdü, öyküsünün başladığı yerle bittiği yer arasını mümkün olsa ölçebilsek, o zirveleri kat be kat aşan bir mesafe çıkar karşımıza... Coşkun bir nehir gibi aktı Hasan, denize erken ulaştı… Kalem yazdı, mürekkep kurudu, Hasan gitti! Özlemini kor gibi bırakarak yüreğimize, gitti… Rahmet sağanak sağanak yağsın gittiğin yerde üzerine Hasan, şimdi geride bıraktıklarının gözlerinden akan yaşlar gibi…
Dayımın oğluydu, Adıyaman’ın bir dağ köyünde doğmuştu, Nemrut Dağı’nın tam karşısında… Zirveleri seyrederek büyüdüğünden mi bilmem, engellere pek rahat kafa tutarak yaşadı, belki etrafındakiler çok fark etmese de müthiş bir öykünün kahramanı oldu. Ah, di’li geçmiş zaman öznesi şimdi Hasan Türkan! Kuzenim, meslektaşım, 31 yaşında sonsuzluğun kapısından geçip gitti…
***
Çocuktuk, yazları biz İstanbul’dan kalkar giderdik o köye birkaç haftalığına, yokluk-yoksunluk ne anlar dönerdik. Elektrik yok, su yok, yol yok, kanalizasyon yok, gerisini varın siz düşünün! Hasan o 40-50 haneli köyde doğdu, ilkokulu orada okudu, o köyde aldı ilk eğitimini. Bizim yaz eğlencesi diye gördüğümüz çobanlık, O’nun okul sonrası işiydi! Aile, sonraları Malatya’ya göç edince nispeten daha iyi koşullara kavuştu Hasan, liseyi Malatya’da bitirdi. Ama o köyde de kalsalardı yine engel tanımazdı sanırım.Dağları seyrederek büyüdüğünden mi bilmem…
***
Bir maratonsa hayat her anlamda, herkes bu koşuya start çizgisinden başlamıyor! Kimileri kilometrelerce ileriden, kimileri kilometrelerce geriden…Seçebildiğin bir şey değil bu, doğarken kucağında bulduğun bir durum! Hasan, çok, ama çok geriden başlayanlardandı.Tam da bu yüzden işte O’nun müthiş bir başarı öyküsünün kahramanı oluşu. Yokluk-yoksunluk ile dolu bir köyde büyüyüp, çevresinden özgüvenle ileri atılıp İletişim Fakültesi’nden mezun olmak, mezun olduktan sonra kendinden çok daha geniş imkanlar içinde yetişmiş insanlar meslekte bir biçimde tutunamazken direnmek, daha mesleğin ilk yıllarında inanılmaz fotoğraflarla, özel haberlerle ulusal basında adından söz ettirir olmak başka nasıl isimlendirilebilir ki!
***
Birkaç ay önce şair Sezai Karakoç'un Kültür Bakanlığı'nca verilen “Büyük Ödül” için töreni reddetmesine ilişkin haberi Hasan’ın, hemen hemen tüm gazetelerde yer aldı yine. Haberin “iyi”liği bir yana Hasan yine yapmıştı yapacağını, sonradan fark edildi ki haberde akrostiş vardı! Türkçe’nin yetkinliği ile ulaşamadığı bir coğrafyada doğan Hasan, Türkçe’nin en büyük şairlerinden birine ilişkin akrostişli haberi ile konuşulur oldu bu kez! O, hayatın önüne koyduğu engelleri aşarken içinde her daim taşıdığı nahifliği hiç yitirmedi ve yeri geldiğinde bir haberi yazarken bile sergiledi zarif duruşunu.
***
Otomobilleri sevmedi, motosikletleri sevdi. Hız için değil yaşattığı özgürlük hissi için sevdi. Hızın hazzını yollarda değil hayat yolculuğunda yaşıyordu zaten. Öyle korumalı binerdi ki motosikletine, takılırdım, “Ya hu kazaya gerek yok sen bunların içinde fenalaşacaksın” , gülerdi… Mübalağa değil; yüzünün asık olduğu hiç görülmezdi ki zaten, bilirim, içinde değirmenlerin döndüğü zamanlar oldu, dudaklarında tebessüm eksik olmadı, belki de bundandır onca engeli coşkun bir nehir gibi pek bi rahat aşması...
***
İlk kez bir engeli aşamadı Hasan maddenin dünyasında ve aşamadığı o noktada da özgürlüğün hazzı ile sonsuzluğun kapısından geçip gitti! 31 yaşındaydı, dağların zirvelerini seyrederek büyüdü, öyküsünün başladığı yerle bittiği yer arasını mümkün olsa ölçebilsek, o zirveleri kat be kat aşan bir mesafe çıkar karşımıza... Coşkun bir nehir gibi aktı Hasan, denize erken ulaştı… Kalem yazdı, mürekkep kurudu, Hasan gitti! Özlemini kor gibi bırakarak yüreğimize, gitti… Rahmet sağanak sağanak yağsın gittiğin yerde üzerine Hasan, şimdi geride bıraktıklarının gözlerinden akan yaşlar gibi…